Burada da hiç merak etmeyeceğiniz fotoğraflar paylaşıyorum

Instagram

Sunday, July 6, 2025

32. Yaşım ve 17. Yılın: Burada gözyaşları ile karışan yazım ve anlam hataları var


Merhaba ben Simge.. Hala kitabımı yaz(a)madım..32 yaşındayım..Buraya en son 28 yaşında yazdım..Bekledim..Çünkü savaşıyordum, öğreniyordum en çokta susuyordum. Yaş aldıkça kayıplar daha çok öğretiyor..Yoruyor..Test ediyor..Travmalarımız minor olarak hayatımıza daha çok dahil oluyor..

Hayatım birden bire değişti. Bütün gün bilgisayar başında rocket science yapıyormuş gibi bodoslama bir iş hayatında tersine dünyada yaşamaya başladım. Haliyle durum böyle olunca işten eve gelince ya da herhangi boş bir zaman diliminde klavye okşayasım gelmedi. Hikaye attım sandılar ki hayatım şahane..Belki ben o makyajı yaparken aşağıda bahsettiğim hikaye için kaç kere denedim o eyelinerı sürmeyi. Gözyaşlarımı dindirmeyi..Evden çıkarken kendimce olan rutinimi tekrarlayıp size karşı her şey normalmiş gibi kalabilmeyi..Ama binlerce sesli notlarım var benim..Ve bir gün ben de diğerleri gibi buradan yok olursam halka açık olsun o sesli notlarım..Her neyse ya işte,

Bu esnada çok gördüm..

Öğrendim..

Kırıldım.. 

Sustum, geçiştirdim çünkü gerçekten kendim dışında olan dramalar, üçüncü kişiler hiç umrumda olmadı..Çünkü ben buraya sadece bodoslama geldim. Öyle herhangi bir plan yapmadım. Detay, dedikodu falan sevmem ben sizler gibi. Planlar yapmadım, yapmayacağım da..Çünkü yarın burada olacağımın garantisini veremiyorum..

Bir ara babam öldü benim..

17 yıl oldu bugün..

Benim babam öldü yani babalar hiç ölür mü bilmem ama..her gün öldü baya 2008 den beri her gün..

Sonra babannem öldü..Başka insanlar da öldü tanıdığım tanımadığım. Dünyanın bir ucuna geldim, kimsem yokken en yakın arkadaşım oldu. Sonra en yakın arkadaşım da öldü. Yeni bır repliğim daha oldu. Insanın en yakın arkadaşı ölür mü. Hem de hiç haber vermeden..

Meğerse insan ölür-müş..

Ölmeyen insan da öldürürmüş bir başka insanı ya da insana geçici olarak verilen bu doğayı, en çokta kadınları, çocukları

Bugün eskilerden birine şöyle söyledim: babam tarafından bir tek amcam kalmış..sonra güldük sadece.

Barış Manço nun dediği gibi ben nasıl unuturum seni can bedenden çıkmayınca. Babam olsa Ahmet Kaya falan açardı. Listede o da var halbu ki..severdi  "Arka Mahalle" şarksını. Tabi ben anlamazdım o zamanlar..Simdi ise diyebiliyorum ben derdimi kimseyi söyleyemedim..başıma neler geldi sana diyemedim..

Erteledim..Klavyeme Türkçe karakter yükledim ama düşünemedim tüm bu yazım ve imla hataları esasen domain değiştiği içindi. Seneler sonra senin şerefine halka açık burada yazıyorum yeniden. Ama yazdığım her kelimenin altındaki red flagler tüm gözyaşlarımı ve dikkatimi dağıtıyor. Ama bu kez vazgeçmeden seneler sonra ilk dizüstü yazımı tamamlayacağım. Senin için bir kez daha..Başladığım noktaya sırf geri dönebilmek için..Esas dediğimiz o en temelde esasen ben burada neydim kimdim bir kez daha söylemek için..

Belki de hiç söylemedim

Belki de hala söylemem

Ama kendime son zamanlarda birçok kez söyledim..

Anılarım var hep sana dair, ne biliniyor ne de söyleniyor.

Söylüyorum ben hep "esasen" çünkü burada yazmayı bıraktığım günden beri günün herhangi bir saatinin herhangi bir hayal kırıklığında "ses kayıtlarım" var benim. Binlerce hem de!

İş yerinde yazıcıdan çalıp yazıp yazıp eve getirdiğim A4 baskılı duygularım, gözyaşlarım var benim..

Bir şeylerin retrosuna geldi bu yıl ki dönümün belli ki..

Eskilerden kırıp döken biri yazıyor bana şuan GMT+3 den..Bana Cumartesi gece 11:06..Benim ise kalbim fırlatma stage 4 te..

AI makalesi okurken bir yandan TV de YouTube da videolar dönüyordu. Tesadüflere inanır mısın bilmem ama hiç alakasız o eskilerden bir film Aşk Tesadüfleri Sever başladı birden. Youtube da Full Film HD izle ne ara başladı inan bilmem. Üzdü açıkcası..Algoritmanın beni bu filme hiçbir şekilde getirme geçmişim yoktu ama geldi buldu beni. Bıraktım ben de bir süre izlemeye başladım..

Sonra dedenin kalp krizi geçirdiği sahnede durdum ben. Başladım ağlamaya ama tam bir ağlamak değil..Insan ne garip..Her aldığım yaşta başka bir hayrete düşüyorum..ağlama stili değişir mi insanın hiç.

Bazı gözyaşları var mesela zorla akıyor. İçinde gücünle bir savaşan gözyaşları onlar!

(MAUDE 45 South). 

Ben burada Müslüm Gürses-Itirazim var dinliyorum istersen sende dinle..

Uzun zamandır yazmasam da tarzım aynı biliyorum. Tıpkı kendim gibi, evi-hayatı herkesten çok düzenli fakat kafasının içi de bir o kadar dağınık. O yüzden kendimi bildim bileli, sen beni evladın olarak kabul ettiğin günden beri benim kafamın içi hep dağınık.

Sonra bir şekilde bir takım olaylar oldu. Seni haberlerde bile görmedik. Çünkü büyük şehirlerde yaşayan sıradan aileler değildik biz. Kimse senden, seni benden alan şuan serbest kalan o katilden bahsetmedi, sen ve benim bütün çocukluğum sıradan bir mahkeme dosyasında açıldı ve sanırım 19 yıl sonra ben çoktan çok uzaklardayken kapattılar o dosyayı. Sen günlerce hastanede direndin ve ben seni bir gün kaybedeceğimi o esnada hiç düşünemedim. 

Ne ayıp oysa..Bana fikrimi soran hiç olmadı bu dosyada. Adalet hali hazırda böyle iken ben duygu durumu karışık adamları, bencilikte sıkışan arkadaşlıkları yargılamayı bıraktım, herkesten sessizce gittim. Sadece sessizce çekildim..Bazı gerizekalılar da kendi üstüne alındı bu durumu..yani 14 yaşında babası öldürülen bir insanla hiçbir şey yaşamamış bir insan aynı duygu zekasında olamaz gibi. Bu meğerse 30 lu yaşlarda kendini belli ediyormuş. Biliyorum hep söylerim *acılar yarıştırılmaz* ama bahsettiğim çok başka. O yüzden boş muhabbet gördüğüm herkesi silmeye başladım 30 lu yaşlarımda. Hala nasıl bu kadar gerizekalı insan var aklım onu da almıyor. Argo yapmayacaktım ama aptal aptal hareketler vardı bende hiç olmaması daha iyi dedim ve sildim kim varsa, daha az konuşmaya falan başladım. Neyse dosya diyorduk..

Kimse de kalkıp demedi ki aradan 17 yıl geçti ben hala aynı göşyalarında boğulurken dizlerimin üstüne çöküp ölürken -Adalet- bunun neresinde..Gerçi biz adaletten son zamanlarda bahsetmeye başladık. Babam öldüğünde sosyal medya böyle olsaydı o meçhul büyük ihtimalle kafasına sıkardı. Bilirdim ben de çekip onu vurmasını oysa ki..Ama ben seni öldürmezdim. Seni dünyanın sonuna, en berbat gününe bırakırdım tek başına..Öyle ya bir çok durumda ben hep tepkisiz kaldım hep. Her neyse ya işte,

Kimse 14 yaşında bir kız çocugunun bir gün 32 yaşına geldiğinde aynı acıyı her sabah uyandığında yaşayacağından bahsetmedi o davada, o dosyada. Adalet ya bu oysa! Adam diyemeyeceğimiz o meçhul şuan sıradan boş hayatına devam ederken biz dağıldık..Kız çocuğu 32 yaşına geldi hala baba diye kapıları kilitleyip kendi kozasına çekiliyor.

Meçhul bir mektup bırakmıştı 14 yaşındaki kız çocuğuna sene 2008. Kız çocuğu sadece hep bu kadarını bildi. Pişmanmış meçhul..Herkes bir şeyleri yapıp sonra pişman oluyor. Her şey değişti ama bu klişe hiç değişmedi çünkü bu pişmanlık bir yalan ve yalanlar değişmez.

Şimdi o kız çocuğu o hiç okuyamadığı, sıradan bir avukatın dosya arşivinde kaybolan o mektuba bir kez daha cevap veriyor. Tek bir paragraf ile, 

Sen benden sadece benim babamı değil, hayalimdeki mesleği, yüzümde taşıdığım çizgileri, herhangi bir insana tanıdığım sevgi süresini, güvenimi, kendi ülkemde ailem ve sevdiklerim ile yaşayabilmeyi, birini doya doya sevebilmeyi, uykularımı, doğum günlerimde üfleyemediğim mumların alevini, etrafımdaki insanlara karşı olan sabrımı ÇALDIN. Bir gün geriye bir tek kalan annemi kaybetme korkusunu, onu yalnız bırakmak zorunda kaldığım pişmanlığın yükünü, her yıl Temmuz ayında hayatın akışında devam etmem gerekirken tıpkı senin benim babamı bıraktığın gibi bitkisel bir hayat yaşama ritueli BIRAKTIN.

Ama bir tek şey kattın bana o da ne olursa olsun vazgeçmemem gerektiğini, çok iyi rol yapabilmeyi,14 yaşımdan bu yana tek başıma hayatta kalmayı öğrettin bana. Durum böyle olunca da sevemedim ben hiç. Ben hiç birinin beni sevebilmesine izin veremedim. Öyle açlık oyunlarından hallice savaştım hep ben. Bir ilişkinin bütün yüklerini hem kalbimde, hem de sırtımda taşımaya çalıştım ben hep senin bana yüklediğin yükler yüzünden. Hep hesabı ben ödedim, kimse beni evime bırakmasın ben kendim giderim falanlar.. Yürümedi hiçbir ilişkim o yüzden. Şaşırıyor insanlar sonra ben üç parmağı geçmeyen ilişkim olduğunu söyleyince de. Her biri de senin bana bıraktığın izler yüzünden bitti. Her biri senin benden babamı acımasızca aldığın sebeplerden dolayı bitti..Demem o ki sen sadece babamı değil beni de aldın benden. O mahkemelerde kimse bu ihtimallerden bahsetmez. Hiçbir terapi de bunu çözmez.

Ben sırf senin yüzünden gururumu yere indirip çocukluğumda hiç sahip olamadığım aileme ağladım gelecekteki aileme. Kaçtım o adamlardan ben! Hep ben yaparım dedim, sana gerek yok dedim. Herkesi en ufak bir kusurda sildim ben. Gördüğüm her mutlu aile tablosunda mutluluktan bir başkası için ağladım ben. Çünkü tanıdım kendimi hiçbir zaman sahip olamayacağımı.

Ben de düz bir hayatı seçebilirdim. Annem, babam ve ben..Dünyanın öteki ucuna gelmeyecektim belki de..Sıradan bir hayat yaşayacak basit ama mutlu bir ailem olcaktı. Ama sevinme öyle erken. Sayende başardım ve daha çok başaracağım. Sen sadece bi kız çocuğunun ailesini dağıtttın ama ben binlerce çocuğun hayatını iyileştirmek için yaşıyor ve çalışıyorum burada sevdiklerimden uzakta. Ve her birinin mutluluğu senin karmana döner. Benim karmalarım hep bir şekilde döner :) Sen ve senin gibiler bu dünyada hiç olmamalıydı, bırak bir mahkeme dosyasında olmayı bu dünyadaki en küçük karbon izini taşımayı bile haketmiyor sen ve senin gibiler. Ironik ama sizin bir yanlışınız ile bizler üç doğru getiriyoruz neyse ki.

Sen sanma ki yaptıkların unutuldu. Umarım bir gün aklına gelir bu yaptıkların ve bu yazıma denk gelirsin. O gün bir tane daha mektup yaz ama bana değil kendine. 

17. yıl bugün ve bu kez ben kaybıma değil kaybıma vesile olan sana yazıyorum. Çünkü ben acıları aştım artık ne acı ne de öfke var. Sadece farkındalık. Çokta güzel iyileştim, başardım ben. Bıraktığın izlerin de 32. yaşımda farkına vardım. İzin vermiyorum o duygulara yenilmeye. Sana da ilk ve son mektubum olsun burdan. Vardır çocuğun, dilemem ki çocuğun benim yaşadıklarımı yaşasın. Çünkü severim ben her birini. Ama sen unutma bugün 17. yıl, sen benim tüm sevgimi benden aldın. Babam dışında geri kalan her şeyi iyi ki benden aldın ve ben babamın yansıması olarak geri döndüm buraya.

Sana şimdi anka kuşundan bahserdim ama senin cehaletin anka kuşunu anlamazdı. Sen boşver..Sen suçunun 17. yılında dışardasın ya her ne yapıyorsan, ne yaşıyorsan bil ki hepsi bir ilüzyon. Benim içimde her gün ölen ve dirilen umutlarım var seni uyutmayan. 

Ben Simge 32 yaşındayım. Sana bir mektup yazdım bugün. Belki vardır bir sevenim dikeni üstünde senin bıraktığın travmalarımın..Ama bu mektubun sahibi, yok ettiğin bir hayatın yansıması. Bil isterim.

O yok ettiğin hayat

Herkesin saygı duyduğu

Herkese koşan

Kendinden önce herkesi düşünen

Herkese güvenen

Hayatı ciddiye almayan, hep gülen

Cebinde ne varsa veren, sırf keyiften herkese halil ibrahim sofraları kuran

Bir gün hep ölecekmiş gibi yaşayan bir adamdı

Ben de onun yanısması.

Babam ve ben.

Biz sadece yaşarız sırf başkaları mutlu olsun diye.

Ben burada hiçbir yanlış bulamadım ama bize çok yanlışlar yaptılar.

Bilmem ki bir gün beni de sırf bu sebepten biri öldürür mü.

Belki de başka bir ölümün daha sebebi sen olursun.

Çünkü ben son nefesimde bile suçlu bulacağım seni.

Yani adalet bir kez daha yanıldı. 

Ama son günüme dek hayatımı doya doya en güzeli ile yaşayacağım.

Sana hırsız diyorlar bu arada. Oradan da ceza yemişssin.

Zaten hiç şaşırmadım.

Bilmem ki bazı -insanlar- neden gelir bu dünyaya. Her neyse,

Bu kavga bitmez öyle bir mektupla.

Ama ben mutlu oldukça sen bu kavgada erirsin gibime geliyor.

O zaman duy şimdi son kez beni, ben o gece o yere düşürdüğün adamın yansımasıyım.

Sen ise sadece bir ilüzyon.

Benim babam hep Avustralya ya gitmek istedi: Geldim

Benim babam hep Afrika ya gitmek istedi: Gördüm ve göreceğim daha fazlasını da. 

Plan yapmam dedim ama babam için yapacaklarım plan değil MUST

O okulu da açacağım babam için onun anısı hep yaşayacak.


06-07-2025

Yusuf & Simge


Friday, March 12, 2021

Gonul defterime yetmiyor kalem, goz*uyle gulmekte butun elalem

 

Dorduncu kez Covid testi yaptirdim yine negatif cikti. Victoria da covid diye bir sey bile kalmadi.

Selam verdim niyeti ciddi cikti. 

Yazarken karakterlerimin altinin red line olmasi beni deli ediyor. Buraya kadar red line disinda olan her kelimem not found. Hani surekli bir seylere heveslenirdik eskiden. Simdi kendime birkac sual sormaya kalktigimda hicbir seye hevesim olmadigini yakaliyorum. Esasinda ben hicbir zaman kirilirlar diye heveslenmezdim. Heves etmenin nasil bir duygu oldugunu nerede kaybettigimi bile bilmiyorum. Her yone dogru kirilan fay hatlarim var. Ne hos ki kirilirken doga bir yandan onariyor gibi. 

Hayat bize her zaman kendimizle kalabilmenin odulunu verir. Yalnizlasmak ile yalniz kalmak arasinda ince bir cizgi vardir. Keza ayni sekilde kendi istegi dogrultusunda yalniz bir sabaha uyananlar ile sabahini yalniz birakmayi tercih edenler. Simdi ben ne olacagim dedigin her caresiz aninda biraz daha seviye atliyorsun esasinda. Tukenip gidiyor aslinda acinin da huzurun da her hali. Dusuncelerinin kimseyle eslesmedigini dusundugun oldu mu hic? Biliyorum, oldu.. Aslinda uyusmayan dusuncelerin degil. Kimse bir baskasi ile ayni fikirde olmayi umursamaz. Karsinizda bir fikri paylasmaya calistiginiz kisilerin bencilligine daha fazla kayitsiz kalamazsiniz ve nihayetinde yalnizligi bir tecih meselesi haline getirirsiniz. 

Keske soze nereden baslayabilecegimize dair bir kisayol tusumuz olsaydi. Her seferinde birine sifirdan kendini almanin bile gucu kalmadi bedende. Zip dosyalarini masaustune random acivermisiz gibi. Ortalik daginik, sozler yersiz. Bir de keske burda olsaydin da anlatmak zorunda kalmasaydim dediklerimiz var. Kocaman bir eksik var tanimlanamayan. 

Trafik bazen solumdan bazen ise sagimdan akiyor. Anlam veremedigim bir dize yigin var. Nasil miyim diye sorma demistim. birine nasilsin demenin hakkini veremedigimiz icin. Velhasil iyiyim, iyiye mi gidiyorum bilemem. Iyiden anlam cikaramam bilirsin ama guc dersen guclendim. Hep saglam bastim bugune kadar simdi ise gectigim her kaldirim tasina ayak izimi birakiyorum. 

Bir mekan var penceremin, evimin kapisinin tam karsisinda. Biri var simdi tam orada, oturuyor bir basina. O da bizden gibi, belli ki bitmesini bekledigi  bir harp var ensesinin tam kosesinde. Gecip gidiyorlar sagimdan, kimisi el salliyor, kimisi gulumsuyor fotografimi cekiyor. Beni yakinen taniyanlar ne demek istedigimi simdiden gozlerinde canlandirdilar.

Neden uzunca bir suredir yazamadigima tam olarak aciklik getiremem ama klavyemi uzun bir suredir mesleki deformasyonuma harciyorum. Yazilimdan girip analizden cikiyorum. Ama hep sunu soruyorum kendime. Bu muydu istedigim? Son zamanlarda hep cok basarmak isterken bir anda basarmanin hicbir kosesinde anlam bulamaz oldum. Basarsam da, basarmak icin hirpalansam da istediklerimin hicbiri bu degil. Ne basarmak ne de sevmeye meyilliyim. Hayatimin tutalacak hesaplanacak bir geometrisi yok, CGAL da random bir model olusturmusum gibi. Aglarin birbiri ile hicbir ilgisi, fonksiyon tabani yok. Nereye dogru yol aliyoruz? Mutlu muyum? Sukur. Basardim mi? Hem de bir basima.

Gelisiguzel yoneltilen hicbir sorunun anlami yok ki cevabi olsun. Cunku ne yaparsan yap kendini hicbir yere ait hissedemiyorsun. Ama sorarsan cok iyiyim hatta. 

Simdi neden buraya geri dondum acilayim biraz, kulaclarimin altinda nefessiz kalana dek.

Tek bir sorum var buraya birakacak. Bu konudan da bu sorudan da hep kactim ama kendimle oturup kendimi sorgulayacak cokca vaktim de oldu. Soyle ki,

Nasil seviyorsunuz? Sevginizin, sevilmenizin olcutu nedir? Nasil bir sevgi olgusunun farkina variyorsunuz? Sevmek, herhangi bir seyi. Birini, sahip oldugunuz isinizi, kopeginizi, evinizi, bahcenizdeki ciceginizi ya da en basitinden bir yemegi? Benim hicbir seye dilim ilismiyor sevmeye dair. Bir tek ailem var kalben ve icgudusel gelen. Yani onun disinda bir seyi bagrima basacak, haykiracak kadar benimseyemiyorum. Bazen de kiziyorum kendime. Bulsan da oyalancak bir sey degil ki bu diye. ? Hep karsimdakini dusunuyorum. Seversem giderim, seversem gider cunku ne de olsa gidiliyor bir sekilde.

Ikili iliskiler beni burada fazlasiyla tesir altina aldi. Kiyaslama yapmayi sevmem fakat burda ciftler cok gercek, her biri tamamlanmis gorunuyor, sorun mu? pek sanmam..Turkiyede iken bir iliskiye dair gozumde canlanan tek sey PROBLEMLER idi. Burada ise YOLDASLIK. Bazen diyorum bir erkek bu kadar sadik olamaz, sevgilisi ailesi onun icin. Bu sebep bile bazen bir kacis nedeni olsa da benim gibi birini bile durduruyor. Hatta size soyle soyleyeyim annemi bile bu anlatiklarim (daha fazlasi) burada kalip bir ailem olmasina ikna etti. Elbette her kader ve her kalp kendi rizkini yer. Nedendir bilmem ama bana hep kazik yemek dusecek gibi geliyor ve usenip hic yanasmiyorum.

Sevmeye zaman ayiramamak ne kadar dogrudur? Bahane degil mi? Yani herhangi bir seye zaman ayiramamak diye bir seyi kabul etmiyoruz esasinda. Ama sozu soylemek bedava ya savur gitsin zamanim yok ya da ben boyleyim diye. Bir de dogrusunu sevmemek var ya, heh o iste en sevdigimiz! Illa gidecegiz o bizi uzecek olana. Agzimizin icine bakana degil de agzimiza sicana dogru minnettar olacagiz. Sonra da agzinin payini alip oturup kalacaksin gogsunun ustunde bir okuzle ile. Egoyu unuttuk mu, ah tabi asla! Icinde bir miktar bile olsa ego barindirmayan biz, soz konusu bir iliskiye gelince agirdan satmayi gec, hareket bile etmeyiz. Ben hic yapmadim oyle ama benim problemim de var elbet. Mesela gurul gurul, bagir cagir yasarim o sevgiyi yasayacaksam, ertesi gun vazgecerim 'ay sevmesem mi, zaten sevmiyomusum, neyse hemen tuyelim....' Size soyle soyleyebilirim Melbourne'in hava durumu ile benim duygu durum kapisir. Hatta ben acik ara kazanirim gibi. Hani o sarkida nasil diyordu


I KNOW I FUCKED UP, I m JUST LOSER

SHOULD not be with ya, guess I m a GUITTER


Konu biz olunca kimse ulasmaz o gece keyfimize. Biz bize kalinca konu karsi tarafa gecince ama nedendir bilinmez kurulur o hikayeler en bastan. Neyseki son zamanlarda hicbirimizin hayatinda konu birinden acilmiyor pek. Ben hic yadirgamadim bu self-isolation olayini cunku ben bu konunun ata erkiliyim. Bozar mi sandin acilar yaaaa ben hep boyleydim. Az biraz da siz tadin bakalim. Nasilmis? Sahsen ben keyif aliyordum. Ama durum benim ruhsal dengem uzerinden bir mecburiyete donunce ters tepti haliyle. Cikmayacak misin? Inadina cikasin gelir ya hani. O iste. Sevmezmiymisim, sevesim geldi simdi birden...Amaaaan yahu FUCKED UP. Isim gucum, evim tamam bir de ozne koyuverelim yani ne var sanki. Ama ne hacet? Tarih bastan yazilir ama ben bu sevmeyi kendime yazili  bir metne dokemem. 


-Wanna hang out?

Senle degil!


Ben muhendis falan olmak istemiyormusum. Ben buraya da okyanusyadaki adalara kolayca fast-pass yapmak icin gelmistim ama covid 19 hepimizde oldugu gibi benim de bir tarafimda patladi. Birden bire burada bir duzenim hayatim, bahcemde ciceklerim ve emeklilik fonum oluverdi. Yani konu buraya bir yilda nasil geldi inanin ben de bilmiyorum. Beni bir adaya firlativerin, annemi de ikna ediverin. Ama cok pis bir huyum var, alistigim yasam alanimdan, safe-zone dan kolayca cikip gidemiyorum eskisi gibi. Alenen dunyanin bir ucuna geldim azicik daha gidecegim yani ne vardi sanki. Ama olur mu aman agzimizin tadi illa bozulacak. Kalakaldim. Turkiye'de yapamadigim kariyeri baska memlekette baslattim. Ama soyle bitereyim ben kariyerini de sevgini de istemiyorum. Tipki soyle

Al askini sok gozune gozune yani..

Simdi boyle derim de yarin bir bakarsin evlenivermisim. Yani bilirsiniz smgcm bu. Velhasil ele avuca sigamiyorum, son olarak da yasadiklarimiz hayal urunu olmak ile birlikte birbirimizi hic ilgilendirmiyor. Sevmek konusunda bugune kadar akil verdim ama bizzat kendim islah olmadim. Yesilleyin de demiyorum. Sadece buraya bir kanit birakiyorum. Cunku yarin bir gun bu yaziyi bir de ingilizce cevirmem gerekecek gorunuse bakilirsa. 


Cheers.


Wednesday, July 1, 2020

Klavyemin turkce karakteri yok, zaten senin geldigin yerde de turkce karakter yok.


Her kalbin kadim payinda bekleyen bir yolcu vardir. Yolun basinda asktan cok kusku vardir. Birini sevmek temelde iki basliga ayrilir ardindan zaman asimina ugrar ve soy agacina bolunur. Once kuskulariniz vesilesiyle aklinizda sapa yollara bolunur. Akildan gecen her bir acaba gonulde bir kirik birakir. Gonulde biriken kiriklar uyku ritmini bozar. Bazi geceler aglaya aglaya kendinizi yitirmek isteseniz bile, kosar adim muslugun altina kafanizi sokar ve dusuncelerinizi her soguk su darbesinde dondurmak isterseniz. Oysa bilirsiniz daha oncesinde bu duygulari dondurucuya atip bir kosede unuttugunuz zamanlariniz da oldu. Sevdiginiz bir kalbi dondurucuya attiktan sonra onu oradan alip saatlerce cozunmesini bekleyemezsiniz. Bir sevginin kapi esiginden attiginiz ilk adimda cok seversiniz ve hatta cok sevilirsiniz. Isin asli sevildiginizi zannedersiniz. Sansliysaniz bir muddet sonra "sevdim sanmistim" diyip megerse ile baslayan cumleler kurarsiniz hicbir yasanmamisligin adina.

Her acinin derin bir hakki vardir kalpte. Her kayipta bunu daha net anlariz. En kotu aci kayip vermektir cunku. Yine de sevmelere dayatilan hayal kirikliklari da buna es degerdir. Kalp neye, ne kadar aciyacagini her ne kadar kendi seciyor olsa da akil bu durumu yokusa surer. Kirik bir kalbin hasarini yasamaktayken daha onlarca caresizlik icinde umut kirintilari biriktirmeye calisirsin. Yapacak ve birikmis onca seyin varken surekli kalbinin merkez ussunde kalirsin. Cunku kalp akil evresine gecmistir. Akil dusunmek, bir seye kafa yormak ister. Cesaret ise size bu asamada yon verir. Kendine kac kez kalk toparlan dedigini saymanin geregi yok cunku bilirim iki elinden parmaklarini asacaktir. 

Birini kalpte dert etmenin en kotu yani oteki derde kolayca sicrayamamaktir. Oysa diger biriken sorunlarini kalbinde halledebilseydin, tek bir kalbe ait olamayisini butun kalbine dagitip zamanla unutacaktin. Suan kalbinde nefes alacak en ufak bir kose bile yok. Elbette gogus kafesin gunun bosluk anlarinda sikisacak. Bazen elinden bir bardak firlayip tuz buz olacak. Bazen aptal asigin guncesindeki o keriz olacaksin. Toparlanamayacaksin, cunku toparlanman icin tumcede ozne eksik ve anlam butunlugunu saglayamiyorsun. Gune devrik cumleler ile basliyor, soru kaliplari ile bitiriyorsun. Biliyorum berbat bir durum ve bu yuzden kendine kizmakta haklisin. Gecmeyecek, bil istedim. Daha yenisi gelene kadar gecer ama bu sekilde olmamali. En basinda soyledim ama acilmadim. Sevmek temelde nasil ikiye ayrilir? Ben de bilmem, ama betimleyebilirim. Yine de bir bilene danismanin bir faydasi var midir burada bilemem. Cogunlukla insan kendi bileni olmali diye dusunuyorum. Bunu da sen burdan ne kaparsan al kendine kes, bic ve dik. Ben de kendime bir kalip dikemiyorum ama idare ediyorum kendi yorungemde. Cunku benim gel-gitlerim cok dalgali. Frekanslarimi buradan matematiksel bir bagintisiya cevirsem yeni bir ders basligi acilir. Matematigi sevin. Gonul islerinde de isinizi goruyor!

"Ilk ani" bilmeyen yoktur. Bu, kanserin her ne kadar tetikleyici bir nedeni gibi gorunsede aslinda son evresidir! Cunku ilk anda her sey baslasa bile o ilk an yuzunden her bir hucrenizi kaybederseniz. Hic, birini farketmemisken, farkedildiginizi hissettiginiz oldu mu? Farkedilmeyi herkes cok sever, insaniz ya ilgi odagi olmak sahane gelir egolarimiza. Ama bu biraz daha farkli bir meyve. Sezen Aksu ne der bilirsiniz "olmazdi ben de biliyorum, haklisin haydi git!" Ilk anda yakaladiginiz o sihir beraberinde boyle jilet izi birakacak senaryolar getirir size. Ama "inan bana sandigin kadar, uzgun degilim" derken bile burnunuzdaki siziyi hissedebilirim. Cunku yasadim ben de bilirim. Ilk anda farkedilmenin bedelini odedim sizler gibi. Oysa hic yoktu bazi seyler, burada tam merkez ustumde! Sevmenin en zor yani sevildigini zannederek guzel bir introduction hazirlarsin. Body paragrafa gectiginde anlattiklarin senin kendi kafanda, kendine kadar kurduklarindir. Bunu biraksan sabaha kadar uzata uzata anlatirsin. Seviliyorsun ya gaza geldin bir kere. Sonuca geldiginde, bu metnin basinda bir ozet cekmenin ne kadar kiymetli oldugunu anlarsin. Gonul islerinin basi ile sonu asla bir tutmaz. Bir turlu ogrenemedin! 

Gunluk rutinlerimin icinde sana kayboluyorum!

Birinin sizi gelip bulmasi gidisatin mukemmel olacagini anlamina gelmez, gelmedi de hicbir zaman. Bir arkadas bakip cikacak, o sizi bulu gelenler. Sonra siz orada oylece kalacaksiniz. Konu sevmelere gelince, ortada kalmak normallesti. Peki ya her konuda ortada oylece kalakaldiysak?  Bilene sorsan da san ne diyeceklerini soyleyeyim "bosver, zamana birak". Her seyi zamana birakirsin, zaman cozuyor elbet ama acinin basinda aski zamana birakamazsin. Insan askta caresizligi sever en cok. En basitinden icmek, muzik dinlemek ya da kendisiyle kalmak icin gecerli bir nedendir. Ama bende hicbir zaman boyle olmadi acilarimin arka planinda akordiyonlar eslik etti. Cocukken ogrendim, dustugum yerden kalkip ustune uc kere ayni yerde ayni anda dusunce insan "Hah demek ki o isler oyle olmuyormus" diyor. Acinin ustune gideceksin ki adalet yerini bulsun degil mi? Iyi de biz daha guclu acilara meydan okuduk oysa. Oyleyse umut versin butun sarkilar sana diyerek, kirik kalbini cebindeki bilyeler ile birlestirip sokaga top oynamaya in. Konu biri olunca kendimi ele vermeyeyim diye cok caba harciyorum. Ama ben hala en ufak seyde annesine kosarak gidip anlatan o kiz cocuguyum, neyi nasil gizleyeyim ki. Pekala, konu ben degilim, sen de degilsin. Ayri kaldik sohbet ediyoruz.

Konu senden acilinca ayni anda iki farkli duygu durumu yasiyorum. Ama konuyu bilen yok..

Once kimin sevdiginin bir onemi yok. Cunku bir sure sonra bir gideni olan bir kalp sancisinda gelenin oznesi yargilanmaz. Temel celiskilerin sana bir faydasi yok. Esas zor olan daha yolun basinda acabalar biriktirmektir. Yetmiyor degil mi? Kuracak bir cumle bile bulamadigin zamanlar oldu mu? Genelde tek taraflari sevmelerin basinda kalbin aklina dolanir. Ne desen de kendini hatirlatsan bilemezsin. Eger cok yorgunsan, dusunmeden ve sebepsiz yere mesaj atarsin. Sonra da aynanin karsisina gecip kendine gerizekali dersin. Ama onemi yok..Soylemek istedin ve soyledin bu ne bir kayip ne de bir utanc. Tahammulun kalmamis daha fazla acaba demeye. Sevgine sahip cik, karsilik bulamiyorsan bile yaz bos sayfalara. Anlat ne hissettiysen, hatira kalsin. Birinin ummadigin anda gelip senin uykularini ve duygularini bolmesine izin vermissin bir kere. Duygularini kendinle yasa ama sakin kusme kendine. Ne de olsa buharlasip gidecek bir gun. 

Gonul hic kudurur mu?

Sevdiginiz kisiler bazen sevildiginden bir haberdir. Cunku siz boyle olsun istersiniz. Icten ice yavasca seversiniz onu. Uzaktan selam verirsin her defasinda. Bir an gelir bilinc yerinde degildir itiverirler seni karsisina. Haykirirsin..Cumlelerine sonun sunu ilistirirsin. "Ama ben seni sevmek istemiyorum!" Agzindan bunu cikardin cunku gururdan. Sona dogru yakistiramadin kendine itiraflarini. Bir zaman gecer es dost sorar sana "Ee sonra?. Sen de soyle dersin "hatirlamiyorum". Hatirlamamak icin gerekli butun kosullar saglanmis olabilir, ama ne kosulda olursan ol istersen bilincini kaybet ama ne yazik ki kalbinden gecip dilinden doktugun cumlelerin ardina hicbir zaman bahane ilistiremezsin. Hatirlamayacak bir durumda dile getirdigin her bir hece simdi senin icini kemirse bile belki de bunu hatirlanacak sekilde dile getirmenin ikinci bir sansini hakediyorsun. Ama yapmayacaksin biliyorum. Bosver diyip kendi safe zone unde onu kendince sevmeye devam edeceksin. Iste bu sevmelerin en nankor cikmazidir. Iyi niyetle soyledigin her seyin oysa bir nedeni vardi. Tekrar edemiyorsun cunku onun sana ne soylediginden emin degilsin. Kendini ve kalbini alip bir kafese atmanin vakti gelmis. Belki bir gun olur da meraklanir ziyaretine gelir degil mi? Oyle olmayacak..




Monday, June 8, 2020

1 saat 4 mevsim



*🎧 Adriatique, Mario Canal, Delhia de France - Home 




Birini cok sevmenin ne demek olduğunu hep çok iyi bildim, kusursuz betimledim fakat hep erteledim. Aşka hiçbir zaman inanmadım ama en iyi bilenlerden biriydim. Sebebi belli olmayan kaçışlarımın hep bir gizli öznesi oldu. İnsanız ya zor olanı seçer kendi içimizde yaşar ve öldürürüz. Geceler sönerken sen ona körükle gidersin. Ne düşündüğün ne de hissettiğin önemli değildir. Çünkü birini “ilk anda” severken hayata dair olan hiçbir parçanın önemi yoktur. Esasında sen daha çok sensindir. Arka planında, eski bir radyoda, yerel bir frekanstan arnavut kaldırımı çalmaya başlar. Dünyadaki bütün arnavut kaldırımlarında koşarsın onunla. Bazen bisikletine bir sepet takar bütün esnafa selam verirsin. Omuzlarında sadece 90’lı yılların samimiyetini taşırsın. Hani o şarkı da der ya “dün seni gördüm rüyamda” , birini sevdiğinde rüyanda onu görmezsin. Başını yastığa koyduğunda görmek istediğin bütün rüyaların senaryosunu sen yazarsın. Bir ergenin Sims oynarken sevdiği kişi ile kendisini aynı çatı altına koyup, bebek kasması gibidir tüm aşamaların. Ne varsa o’dur, ne yoksa sensin’dir..

Kimse aynı sevmez. Bazen bir gülüşe takılırsın, bazen o ilk an’a..Ne yapsan çıkaramazsın aklından. Aşk bu aslında, gönül değil akıl işidir çoğunlukla. Su gibidir bir şekilde akıp yolunu bulur. Bazen durulur bazen bulanır bazen ise bütün suların çekilir. Çünkü aklınla bir müsabaka başlatırsın. Gönlüne sorsan hiç oralı olmaz. Aklını hep ondan en uzak lokasyona koymaya çalışırsın. En çokta duşta suyun altına girdiğinde kızarsın kendine. Oysa bizler hiçbir zaman kabullenemedik sevmenin en doğal refleks olduğunu. Belkilerin, keşkelerin, acabaların geceler boyu kemirir seni; eğer iki kişiden biri bilmezse seni. Ama bilirsin ki bitecek..Ne çok sona odaklı kalmışız. Oysa 3 gün sevsek 3 yıl daha fazla yeşerecektik bu hayatta..

32 parçanın hizalı bir şekilde sana içten bir şekilde merhaba demesine hiçbir zaman karşı koyamazsın; bu parçalara bir çift parlayan göz eklersen sana her mevsim yazdır..Belki de hiç önemi yoktur tüm bu olanların. Bazen öylesine gelir sevmelerin. Ama hiçbir zaman yeni bir sabaha “ben bugün seveceğim” diye başlamazsın. Öyle ki sevmek bir karar işi değildir.

Korkarsın bazen o ilk anın ikincisi gelmeyecek diye. Doya doya izlersin onu. Gözlerin topluma uyuma sağlamaya çalışırken kalbin hep ondadır. İstemsizce etrafında tavaf edersin. Kızarsın da kendine.. Ama bir kez yakalandıysan kaçışın olmaz.. Mecbur bir tarafından çıkıp dolanacaksın etrafında. Ya aklınla ya da kalbinle. Bilmezler belki; sadece gönülden sevmezsin, akıl da sevmeyi bilir oysa. Aklıyla seven egosuna ve kaygısına yenik düşerken, kalbi ile seven bir anda uzay boşluğundan düşer. Kalp bütün fizik kurallarını birden çürütür.

Birini ilk zamanlar çok seversin ama sonrası hep yamadır belki de bundandır bütün kaçışlarımız. Yine de önce kendini ve evreni sevmeye başlarsın. Sonra bir adım yaklaşır sana. Başlarsın sıfırdan hayata..



Thursday, April 30, 2020

Seni önemseyen bir nasılsından ibaret..

Birine nasılsın demenin binlerce yolu vardır. Her sabah uyandığınızda evinizde, o hiç adım atmak istemediğiniz ofisinizde, markette ve tüm gün içinde kendinizi otomatik cevaplama moduna aldığınız sırandanlaşmış bir soru öbeğidir birine nasılsın demek..Verilecek cevaplara binlerce senaryo yazılabilecekken alışkanlıktan mı bilinmez tek bir cevabı olan sorudur nasılsın..Yalan söylemem diyen insana bile farketmeden yalan söyletir. Çünkü hiç kimse her zaman iyi değildir ve iyi kalamaz..Öte yandan çoğu zaman hiç kimse karşısındakinin nasıl olduğunu merak etmez. Esasında yeni bir merhabaydı birine nasılsın demek. Hal hatır sormak, onu düşünmek ve merak etmekten çıkıp hiçbir manevi anlam barındırmayan ve hatta artık sonuna soru işareti bile iliştirmediğimiz bir kelime oldu.

Nasılsın demeyi nasıl da basitleştirdik oysa..

Her sabah Güneş doğar ama aslında her sabah güneş doğuyor. Burada neyi vurgulamak istediğimi eminim anlayacaksınız. Dil bilgisine bu metinde yer vermeyeceğim! Gözümüzü açtığımızda aydınlık bize güneşi vurgular. Güne yağmurlu ya da bulutlu da başlasan bir yerlerde güneşin olduğunu bilirsin. Bazıları akşamcıdır onlara güneş azap çektirir. Bazıları ise kendilerini ne zaman bir karar aşamasında bulsalar ilk önce güne başlama alışkanlıklarını gözden geçirirler. Çünkü Güneş'i hissedebilmek de bir zanaattır. Evrenden öğrendiğimiz en temel refleks bilgisidir güne başlamak ve günü bitirebilmek. Şu günlerde herkesin gece gündüz kavramlarından uzaklaştığını da biliyorum, biliyorsunuz. Aynı kişiye hem sabah hem de akşam bir doz nasılsın diye sorduğunuzda muhtemelen iki farklı insanla konuşmuş gibi oluyorsunuz. Çünkü enerjinin sadece UV ışınları ile ilgisi yok :) Sizce de gün içinde çok fazla etmene maruz kalmıyor muyuz? Başkalarından şikayet edip kaçtık, eve tıkıldık başkaları ile vakit geçirmeyi aradık. Hangi sana nasılsın demeliyim? 

Zaman kavramımızı nasıl da birden yitirdik..

Geceyi karanlıkta , gündüzü bulutların arasında bırakın şimdi, sahiden nasılsınız ondan bahsedelim..

Tam şuanda kaygılarınızı yere sakince bırakın. Omuzlarınızı gevşetin diyeceğim ama bilirim hiç kolay değildir. Hep birlikte bize gerçekten nasıl olduğumuzu soran insanları avcumuza alalım. Hayal edin o kişileri. Gözleri yüzünüzde kaybolur. Eğer kötüyseniz size daha nasılsınız demeden anlar sizi ve güçlü olan tarafını kuşanır. Çünkü iki kişiden biri burada hasarsız kalmalıdır. Bazıları nasılsın demeye bile gerek duymadan sarılıp kenetlenir sizin duygularınıza. Gözlerinizi kapatıp gözlerini hayal edin nasıl da derin ve istekli bakıyorlar size değil mi? O kişiler size hiçbir zaman boş bir nasılsın kelimesi bırakmazlar. Sizden sadece iyiyim gibi tek nefeslik bir cümle duymak istemezler. Fikirlerinizi ve duygularınızı önemserler. Sizi önemserler ve kendinizi ifade etme ortamı oluşturmaya çalışırlar.

Nasıl hissediyorsun diyebilmekti nasılsın demek.
Ne yapıyorsun değil, hatta napıyosun demek hiç değil! Kökten bir saçmalık var burada, belki sizler de çoğu zaman bunu cevaplarken içinizden - ne yaptığımdan sanane ki- dersiniz. Yanılıyorumdur belki de ama farklı şeyler.

İnsanlara sorduğumuz soruların bir anlamı olmalı! Bana gerçekten nasıl olduğumu soranları yakalayabildiğimde genelde ağlamayı koyuveriyorum. Bu güçsüzlük değil varlığının ve değerinin farkına varabilmektir. Size gerçekten nasıl olduğunuzu soran insanlar, onlara gözyaşı da dökebildiklerinizdir. 

Bir durum anınızın iyileşme evresinde önce siz varsınız. Velhasıl ne kadar yalnızlığı tercih etseniz de ikinci evrenize nasıl olduğunuzu sorabilenler erişir. Kalbinizden çıkarttığınız cümleleri sesli olarak duyabilmek kadar daha iyi bir tedavi yöntemi seçemiyorum. Bu yüzden çoğu zaman insanlar bir bilene danışmaya karar verirler. Takdir edersiniz ki hiçbir zaman size boş bir amaç uğruna nasılsın sorusunu yönelten bir psikolog görmezsiniz. Karakter olarak eksiklileri olanlar bu başlık altına girmiyor elbet. 

Iyiyim diyebilmenin de binlerce yolu vardır. Ama kötüyüm demenin ne yazık ki başka bir alternatifi yok çünkü kötü hissediyorsan ve bunu dile getirebiliyorsan üzerinde hakikaten tarifi zor bir yük vardır. Sığamazsın hiçbir yere. O yüzden sana karşı gelip basitce bir nasılsın diyememeli insan. Ama kötü olmaktan daha beter durumlar da vardır. Belirsizlik, karmaşıklık, bilinmezlik...Bu gibi durumlarda size dünyaları da serip getirseler yine de boş bir duvara bakmak bile sizin için daha iyi bir seçenektir. Çünkü zaten kafanızın içinde yeterince gürültü vardır. Karmaşık birine nasıl olduğunu soramazsınız. Kuvvetle muhtemele kötü reaksiyonlar alırsınız. Sizin de enerjinizi yok ederler. Kötüye teselli, iyiye gülümseme çoktur. Karmaşık birine ne deseniz nafile..

Nasıl hissediyorsunuz biliyorum..

Karmaşık.

Bazen uyandığınızda Güneş değil siz Güneş'e doğuyorsunuz. Bazen ise aslında hiç uyanmıyorsunuz.  Bedenimi kalabalıklar arasına karıştırıp ruhumu yatağımda bıraktığım çok zamanım oldu. Istatistikler oynama yapacak gibi duygu oranları dengede kalsın. Hiç kendinizi işe yaramaz hissettiğiniz oldu mu desem cevabını bildiğim bir soru sorduğumu çok mu belli ederdim? Karmaşık zamanlarınızda sabrınızdan başka size yön verecek bir cevap yok. Çünkü sen çözülene kadar sana sorulan nasılsınlar da tükenecek. Sabrınızın ölçütünü bulmaya çalışın o kritik dengeyi yakalamak çok mühim.

Şimdilerde nasıl olduğunuzu sorma sırası evrende. Bolca vakit varken, konuşun onunla, ona teşekkür edin. Şükredin..Şükretmek ve senden aşağısını görebilmek seni önce doğrulaştırır sonra iyileştirir. Kendine nasıl hissettiğini sor. Tam o anda gögüs kafesinle miden arasında bir şey sıkışacak. Belkı kalbin de acıyordur. Bazen bi sebebi olmadan da acır kalpler. Kalbine nasıl olduğunu sor. Eskilerden kalma becel reklamı ironisi yap Kalbini Sev ve iyileş. Karmaşık zamanlarında başkalarını da alaşağı etme. Iyıysen paylaş, kötüysen anlat , karmaşıksan uzaklaş.

ve lütfen bir daha kimseye anlamı olmayan sorular sorma.

Ben gayet iyiyim, aynı zamanda da karmaşığım. Sizler gibi..Fakat ben kendimi şanslı hissediyorum. Çünkü ufak şeyler bile bana nasıl olduğumu sorup beni değerli kılıyor. En basitinden benimle klavyesini paylaşacak kadar anlamlı maneviyatlara sahibim.

Ben buraya sadece kendine nasıl olduğunu sorman için geldim. Ceketimi alıp gidiyorum..Lütfen kendinle konuş.





Thursday, April 2, 2020

En kötüsü bizi bulmaz



Ne zaman tanıdığım yüzlerden en uzağa gitmek durumunda kalsam yüzümdeki kaygılarla dolu    ifademi ne kadar şanslı olduğum ifadesiyle değiştiriyorlar. Bu bir olumlama da değil..Üstelik bunu kilometrelerce mesafelerde olan birbirimizden habersiz olduğumuz kişiler tarafından duyuyorum. İşte şimdi mahvoldum dediğim her kördüğüme pırıl pırıl günler doğuyor. Hayatım boyunca düşe kalka öğrendiğim en iyi anahtar gülümsemek ve iyi kal’mak oldu. İyi kalın..kendinize, sevdiklerinize, yola çıktığınızda karşınıza çıkanlara..Özellikle yola çıkın, çıktığınız yolda kabuk bağlamayın gülümseyin! Bazen bir merhaba, bazen bir çikolata, bazen risk almak, bazen de ıslak mendil teklif etmek..iyi kalmak temelde ve yüzeyde bu kadar basit oysa..Eğer ki bir şey üzerine yemin çekmek istiyorsanız önce iyileşmeye ardından iyi kal-maya yeminlenin. Size tüm kalbimle söylüyorum geri kalan her şey yola giriyor. Gizlemeyin biliyorum, siz de bunu çok iyi biliyorsunuz. Hepimizin spotify hesabında gözyaşlarımıza eşlik eden herkesden gizlediğimiz çalma listelerimiz var. Bazen gizleme gereği bile duymaz sizin gibiler de lisetenize binlerce kilometre mesafe ulaşsın dinlesin dert ortağı olsun istersiniz. Ama her zaman aynı çalma listesinde takılı kalmayız, kalmayacağız. Hayatın bize en çok benzeyen yönü ne biliyor musunuz? -Değişim! O da biz gibi çok çabuk sıkılan, durum değişikliğine ihtiyacı olan dengesiz bir yapıya sahip. Değişeceğiz.. Bazen hayat değiştiği için bazen hayatı değiştirmek için. Ama en çok sabredeceğiz. Bir yıl içinde yağmurdan çok güneşli günler vardır. Yoksa da güneşi ruhunuza taşırsınız. Bazen bir şarkı bazen de enerji ve hayat dolu insanlar ile. İyi kalabiliyorsak iyi şeyler yaşayacağımızın garantisini başucumda taşıyorum. Sen de taşı..






Son zamanlarda hiçbirimiz bu kadar uzak ve yalnız hissetmedik belki de. Hayat bizlere kafamıza vura vura şükretmeyi öğretti. Nefes almanın değerini, temiz bir dünyayı, sabrı ve en çok da beklemeyi. Belki bazılarımız zaten hep böyleydik. Şimdi o bazılarına ortak olduk ve farketmeden her birimiz birbirimizi anladık. Anlamak istemeyen bile anladı. Empati kurduk, kızdık ama bir olduk. Insanoğlu bunu elbet bir gün yaşayacaktı. Yaşamaya devam edeceğiz ama gülümseyerek ve iyi kalmayı öğrenerek evren ile ortak bir anlaşmaya varacağız. Ben bu süreçte hem çok uzak hem de yalnız kaldım. Ama hayatım boyunca hep bunu istedim. Tanıdık kalabalığın içinde yalnız kalmak bize bir şey öğretmiyor. Ben şimdiden çok şey öğrendim. Değerlerim daha çok değer kazandı. Bazen korktum ama yine de o gece vakti son perona yürüdüm. Bazen umursamadım ama yine de refleks olarak kendimi her anımda korudum. Bazen nefesimi tuttum bazen bambaşka bir kıtaya geldiğimi hatırladım ve ciğerlerim patlayana kadar havayı içime çektim. En çok da izledim, anı kaydettim. Ve buna devam edeceğim. Nihayetinde ben dahil hepimiz bir şekilde öğrendik! Yaşamayı, yaşayabilmeyi..Dostumuzun hala dost kalabildiğini, zerre kadar güvenmediğimiz kişilerin hala aynı risk grubunda olduğunu. Ama ilahi adalet herkese dönecek. Basit bir kumar oyunundan hallice..






 Tesadüfleri beklenmedik yapan şeyler, zor zamanımızda bize hızır gibi yetişen cevaplar, tam düşecekken uzanan eller neyin karşılığında bize hediye gibi gelip hoşgeliyordu? Manevi güce sonsuza dek inanıyorum, ben kendi dünyamda bana kimin  yetiştiğini, kimin görünmez gücüm olduğunu biliyorum. Bu benim arka planım.. fakat buna devam ederken de bir başkasına iyi kalıyorum en azından çabalıyorum. Elimden hiçbir şey gelmiyorsa kırmıyor ve sessiz kalıyorum. Sanırım bugün de diğer benzer zamanlarımda olduğu gibi başaramayacakken dolaylı yönden başardım. Bazen öyle bir ana düşüyorum ki kuyu dibini düşerken izliyor gibi oluyorum ama asla düşmüyorum. Kuyunun çaplarını hesaba katarsanız yara bile almazsınız! Teşekkür ederim önce Allah’a ardından sana ve anneme! İyiyim ben, uzaktayım ama başarıyorum! Başarısız olmak istiyorum çünkü ne zaman başaramasam başka bir başarıya premium üye oluyorum. Benim gözyaşlarım bazen son damlasına kadar göz kapaklarımda birikti ama asla ağlamayacağım. Çünkü ağlatmayacağım..İnandığım şeyler için burnumda kilolarca sızı biriktirdim, belki daha çok birikecek ama düşmeyeceğim. Düşersem de yara almadan devam edeceğim. İyi kalmaya devam ederken güçlü kalıp güçlü olacağım. Siz de iyi kalın, burnunuzda bir sızı var biliyorum. Şimdi elinizi kalbinize koyun ve iyi gelecek her şeyi dinleyin. Size geliyorlar.

Teşekkür ederim!




Sunday, November 24, 2019

ÖZGÜRLEŞTİM

Bugün günlerden hangi güne sırtımızı dayadığımızı bilmiyorum. Ne gelecekteyim ne geçmişte ne de şuanımda...Var olduğum zaman birimim bütün fizik kurallarına meydan okuyor. Ben bugün iç sesimdeyim. Bundan sonra da bu silikon zaman diliminde ilerleyeceğim. Zaten takvimlerden yaprak koparılan günlerin geride kaldığından beri perişandım...Öyle düz bir hayalim olmadı hiç, piklerimi en yüksek frekanslarda tutup yeri geldiğinde sinyal alamayacak kadar zayıf düştüğüm oldu. Fakat zamana uymak beni sürekli hata yapmama ve duygusal davranmaya itiyordu. Duygularımı gerektiğinde ve var gücümle tüketmek istediğim şeylere saklıyorum. Zamanın ve metin olgusunun içine girince sağlıklı kararlar almadığımı fark ettim. İç sesimde kaldığım dilimlerde sırtımdaki yüklerin azaldığını ve nefes alabildiğimi gördüm. İç sesim bana bunca zaman hep git derken ben daha dur zamanı değil dedim. Zamana kayıplarımı sığdırdım, kendimi de zamana sığdıracağım derken üzerimde bir zorlama yükü hissettim. Meğerse zaman ve zamanla birlikte gelenler beni kökümden bağlıyormuş. Gururum, korkularım, endişelerim, sevgilerim neyim varsa bir avuçken gözümün önünde çektim. Çünkü git dedi iç sesim...

Giderken hiçbir şey götürmüyorum artık ben zamanda değilim..Herkesin tanıştığı , alıştığı , eminleştiği ve kesinleştiği yollarda yürümüyorum. Kaybedecek tek şeyim zaman..Onu da zaten gözden çıkardım. Spotify da derbeder olduğumda çalınan listemin başlığı gibi "Kimseye açıklama yapmadan giderim" ve derken listeden Whitney Houston sözümü kesiyor sesi evin her köşesinde yükseliyor,

Can't run from myself,
There's nowhere to hide!!

Bazı şarkıların sadece başlıkları yıldızlar çakar bakışlarımızda bazıları dinledikce anlam bulur bazılarına bazıları sebep olur. Ben sevdiğim ve dinlediğim bütün şarkıları hep kendime seçtim. Çünkü benim hiçbir şeyim yok..Olsun da istemem, I have nothing diye isyan edecek hikayemi kendim yazdım ve rafa kaldırdım. Öyle ki şarkılar bedende farkındalık yaratarak bizleri neden susarak ıssızlaştığımız olgu ile yüzleştirir. Bilmem ki belki de dinlediğim hiçbir ses olmasaydı daha fazla sosyal ve konuşkan olabilirdim..Ne kadar zamandan çıkarsam çıkayım sonsuza kadar unutmayacağım anlar biriktirdim. Unut(a)mayacağım değil unutmayacağım anılar..Unutmak istemediğim anılar..Yerel anılar. Beni güçlü tutan saniyeler..Kimin üzerine toprak attıysam , kimi başka bir mutluluğun yüzük parmağına ittiysem, kime hayatımdan gitme hakkı tanıdıysam ben izin verdiğim için oldu ve o nedenle hepsi birer anı olarak kaldılar. Fakat artık anılarımı dondurucudan çıkardım. Bilahare, insanın anlamsız anılarından çok emin olması kadar kötü bir şey yok. Bir anlamı olduğunu düşündüğüm her şey benim kafamdaki kadardı. 

Geçmişimle ve beni geleceğe taşıyan bütün bağlarımla ilişkimi kestim..Kopan enerjilerin her birini bir ağacın kökünde toprakladım..Başka biriyle mutlu olman beni mutlu bile etmiyor, veda etmek zorunda kaldığım kayıplarım zaten bir gün kayıp gideceklerdi..Yaşamayı hakettiğim hiçbir şey yazılı bir kanunda yer almadı olması gerekti ve oldu. Bütün bunların tek sorumlusu zaman..Ve ben en çok da kendimi zamanda boyutsuzlaştırıyorum! 

Geri döner miyim yoksa boarding kartlarımdan kendime koleksiyon yapacak zaman bulamaz mıyım bilemem. Dedim ya zamandan çıkıyorum ve iç sesime geçiyorum. Bu yüzden attığım her adımın gittiğim her yerin mantıklı bir açıklaması olacak. -Canım öyle istedi..İyi ki de istedi..

Özgürleştirdiğim bir hayat, özgürleşen bana neticeler verdi. Ben artık *özgürüm..çünkü benim hiçbir şeyim yok. Kanatlan diye seslendin bana teşekkürler !




Sunday, October 6, 2019

Kukla

Neydi bir anda bizi bu yaşlara ve raddeye getiren? Herkes kendine yakışan kılıfların peşinde terzi olmaya çalışırken, kimse köşelerindeki sökükleri dikemiyor. Belli standartlar içinde yaşama adı altında alakası olmayan hayatları üstlenme ritüeli var enselerimizde. Ne modaysa o yaşanılıyor, falan filanlar ile anlamlı cümleler boşa doluyor. Birbirlerimize çoktan küsmüşüz ama hiç sorunlar yaşamamış , içimizden kinlenmemişiz gibi. Oysa değil, biliyorum. İnsan olmak bile moda oldu ama bir işe yaramadı. Bireye eylem kalpten gelmeli. Samimiyet adı altında elde avuçta ne varsa tüketmişiz. Ama profillere hele bir erişim sağla bak nasıl da herkes mutlu, sosyal ve cana yakın. Şimdi bana parmak çıkarma, profiline bir fotograf koyabilmek için gittiğin milano sokaklarında kokan nefeslerinizi de biliyoruz. Yadırgamak haddimizi aşar, sen de kendine yakışan bir kılıf dikmeye çalışıyorsun. Peki ya eskinin iki yüzünü şimdi dörde beşe katlayabilmeler? Sınırlı çevreler her zaman tehlikeliler. Herkese selam olan en boş olan. Sonra birden yalnızlık popüler oluverir. Yalnız, kendiyle sosyal ve mutlu. Ama evinde her gece ağlar. Hikayelere bakar eksik kalmak istemez geçmişten bir anı bırakır. Adına tbt derlerdi ama tbtler zamansız kiplere dönüştü. Sıfatsız duygular, iletişimler ve itibarsız ilişkiler. Hızlı yaşar ivmesiz sindirirler.

Önce kendine iyi kalacaktın, kendini iyileştirecektin, kendine dürüst olacaktın. Bir cuma gecesi aynanın karşısına geçip hepimiz gözyaşı döktük. Ayakkabılarımızı giyip çıkarken kapı pervazında yere çöktük. Saklamayın, kendinize bir kıyafet dikmeyin. Hepimizin acıları var, acı çektik ve acılarımız hala devam ediyor. Hayat bu kadar karmaşık bir hal almaya devam ederken biz sildiğimiz geçmişi yerinden çıkartmaya başladık. Bu yüzden yalnızlaştık, tatminsizleştik. Kabul edelim artık hiçbirimiz sosyal değiliz. Hepimizin içinde acılar bayrak dikmeye başladı. Öylesine yaşıyor, ölesiye yaşlanıyoruz.

Thursday, September 26, 2019

Limit 0’da hayat

Belki kötü başlangıçlarda buluşup iyi bitişlere nokta koyarız. Başlarken idare etmesini bilemeyiz, sabırlı kalamayız ve yüzlerce kalp kırarız. Kendimizi, ait olduğumuz detayları ararken ayaklarımız tutmaz çoğu zaman akşama doğru bir köşeye çekilir solarız. Hata ararız en çok.. bunca kaybedilen vakitte ben neredeydim diye sorgularız kendimizi..yapraklar dökülür o esnada. Gözlerimizden dudaklarımıza doğru bir şelale çizeriz, gün doğumuna kadar sular boşalır o iki nokta arasında. Gün olur yine kendimize kızmaya başlarız, bu durumdan bir an olsun çıkamayız. İçimizde öfke dilimizde kalp kırmak rutinleşir. Hatıraların, başarıların, başarısızlıkların her şey gri..

İyi başlangıçlar denemeye çalışırsın..kötü bitişlerin ve vedaların olduğu için. O kadar toprak attılar ki üzerine bütün hayallerin ölüm koktu. Başaramayacağın hiçbir şey yokken, başarabilecek bir başlığın bile kalmadı hayalini kuracağın. Kendini tamamladığın her gülümsemede sırt döndüler planlarına. Meselelerin gerisinde kaldı en güzel yaş hikayelerin. Kimseye de anlatamazsın  “yaşayacak yaşlarım, daha vakit varken bırakın” diyebilmeyi. Tüm sevdiklerinle bozuşursun birden, öldüklerinde keşke diyebilmek için. Her şeyin başındasındır aslında peki neden yolun sonundaymışsın hissi yüreğinden taşıyor. Çünkü güzel olan her şeyin önünde bir gölge var, güneşin tam da dik geldiği zamanları bekliyoruz. Fakat ne sabrımız ne de gücümüz kalmış güçlü durmaya..

Friday, July 19, 2019

Ben hayatımda hiçbir şeyi hayallerim kadar sevmedim. Çok şükür ki hepsi gerçek oluyor! Hayallerim için herkesten ve her şeyden vazgeçtim. Benim gelecek çatımın altında milyonlarca çocuk yatıyor ve ben bunun için savaşıyorum. Niyetlerimi ve dileklerimi beni yetiştiren ailemden başkasına da borçlu değilim. İyi ki !