Burada da hiç merak etmeyeceğiniz fotoğraflar paylaşıyorum

Instagram

Sunday, January 20, 2013

Düşün.Yaz.Enter.

Depresyon bizim işimiz since 1993



Son zamanlarda istikrarlı olarak yaptığım tek şeyin beklemek olduğuna karar verdim. Başlarda sadece sınavlar bitsin diye bekliyordum ki bu beni zinde tutuyordu. Her şeyi buna fikslemiştim ve asla bitmeyen sınavlar beni sürekli umutla beklemeye itiyordu. 
Her girdiğim sınav beni hayallerimden beklentilerimden bir adı geriye aldı.
 Kafam bunlarla meşgulken diğer her şeyle daha az ilgileniyorum o yüzden ben de daha fazla beklemeye başladım. Sabah olmasını, derse gitmeyi, dersin bitmesini, öğle arası yemek yemeyi, en çok akşam yemeğini,  yemekten sonra maç yapmayı sonra üzerime ve gözlerime çöken uyku ile uyumayı, sabah olmasını, sınava girmeyi. Beklediğim şeyler zaten gerçekleşeceğinden, bittiğindeki minik rahatlama duygusunu bekliyordum aslında en çok, biliyorum. Ama bazen, belki de artık bu oyundan da sıkıldığımdan boşluğa düşüyordum, düşüyorum. Bazen o kısacık rahatlama yetmiyor ve eee artık nolcak diye bakıyorum etrafa. Hevesle beklediğim ve istediğim bir şey yok. Olanlar ise artık beni mutlu etmeye yetmiyor. O kadar bomboş hissediyorum ki, gerçekten üzüldüğüm halde söylemeye değmeyeceğine inandım. Bilmiyorum, belki de şu 6 ay beni duygusal anlamda gerçekten çok yorduğundandır. Güçlü kalmaya çalışmak nede çok güçsüzleştirmiş beni
 Aşırı derecede kırgınım ve bu bazen beni agresif olmaya itmekle beraber genel olarak bomboş ve hatta bombok hissettiriyor. Geçsin diye bekliyorum, ironik aslında, geçmiyor. Gerçekten bir şeyler anlatmak istediğimde de bundan konuşacağımı bildiğim için bir kişi hariç kimseyle konuşmamaya başladım. Ama artık bu şekilde yürümediğinin de farkındayım. Yapmam gereken tek şey kendimi toparlayıp daha da kapalı hale gelmek. Saçma gelecek belki ama, daha az konuşmayı beklemek.




Üzülmemek için uğraştıkça kendimi daha çok üzülüyorken buluyorum. Buna bir çare yok.
...

İzin ver yanında olayım dedi, ben bile kendimle olmak istemiyorum ki dedim. Haklıydım, birbirimizi yalnız bırakıp beraber olmamızın bir anlamı yoktu. 
...
En çok kimi özlüyorsan, en olanaksızı oymuş gibi geliyor. 
Aslında hiçbir anlamı yokmuş ya.
...

Hayattan bir kesit nakarat hani -soundslikelife..

Kendimi kapattım kafeslere sus nedenini sorma Üşüdüm biraz bu hainlikte git fikrimi sorma Kendini yorma, sakın dokunma
Dipsiz kuyularda bir şeyler aradım dur adını sorma Bir çığlık duydum çok uzaklarda sakın korkutma Ağladım sanma, boğulmam korkma
Geçmişimi kül etsem
Durup durup küfretsem
Tanrı'ya isyan etsem de
Bitmez ki bu
Ben bu şehri terk etsem
Ölüp ölüp dirilsem
Dünyalara hükmetsem de
Bitmez ki bu fırtına

...



Birazcık bile ilerisini düşünmek mideme ağrılar sokmaya yetiyor. Çünkü ne yapmam gerektiğini iyi bilirken, uygulayamayacağımı da çok iyi biliyorum. Sanırım aylardır, bana söylenenin tam tersini yapıyorum. Hiçbir şeyin ortasını bulamadığım gibi, bunun da yok. Ya çok iyiyim ya çok kötü. Ruh halim çok çabuk değişiyor ve işin kötü tarafı her şeyi yansıtıyorum. Ama çok zor yani. Hiçbir şey yapamadan izlemek. Kendimi kandırmam da yetmiyor artık. Aslında sahip olduğum hiçbir şey yetmiyor artık.

..
Belki böylesi daha iyidir diyerek kabullendiğin hiçbir şey daha iyi olmuyor. Daha da önemlisi iyi hissettirmiyor.


                                                                               ....
Birini aşırı sevdiğin halde yanında hissettiklerin ironik olabiliyor bazen. Nerden bakarsan bak, bu üzücü bi durum. Onsuz yapamam dediğin insanlar, bir süre sonra yanında kendini  hep eksik hissettiklerine dönüşüyor. Sonra o kadar da bağlı olmadığın halde, sana her bakımdan iyi gelen birileri oluyor. Sevgiden çok mutluluk aramakla alakalı aslında. Onunla tam hissetmesen de, mutsuz da değilsin ya. Unutmak diye bir şey yok belki. Ama birilerinin yerine daha iyileri gelebiliyor. Kendini düşününce yaptiklarinin sınırı pek olmuyor. 



...

Bir şeylere yabancılaşmaktan bahsediyorum, ne kadar kolay. Önce etrafındakilere yabancılaşıyorsun, birileri şikayet ediyor öyle ya da böyle. Sonra kendinden uzaklaşıyorsun, böyle bir şey mümkünse. Ve bir zaman geliyor ki, içinden çıkamadığın yatak bile yabancı geliyor. Üstünden kalkamadığın bir eşya, hadi onu bırak, herhangi bir eşya yabancı olur mu. Oluyormuş. Ağlamaktan ıslattığın yastıklardan başka her şeye yabancılaşabiliyormuşsun meğer. 





sabahtan beri -tahminimce- 10 metrekarelik odadan mutfak ve banyoya gitmek dışında hiç çıkmadım. onlarda da takdir edersiniz ki bi takım gereksinimlerimi giderdim. uyandığımdan beri yatağın üstünde debelenip durdum. modern family izledim. biraz Fifa da hiç göze çarpmayan lig takımlarını karşılaştırdım. bi müzik dinledim. saatlerce temple run 2 oynadım. yatakta çok iyi gidiyor. 20 defa filan justinbieberin boyfriendini dinledim ve hoşuma gittiği için biraz saşırdım. salinger’in 9 stories’inden bir hikaye okudum. a perfect day for bananafish’i bugün bi daha 10 defa falan okudum. Sonra tekrardan temple run 2 oynadım.

çünkü final haftamdayım bitches. ve benim ders çalışma anlayışım tamamen bu. 




Sabah kalktıktan yatana kadar ekstrem bir durum olmuyor. Normal dediğimiz şeyi tanımlarsak, yaptığın her şey ona uyuyor. Yalnız kalmıyorsun, iyi besleniyor, iyi uyuyorsun. Etrafındakilerin hepsini tanıyor, daha da önemlisi seviyorsun. Ama saatler geçmiyor. 
Birileriyle konuşmak zorunda kalmayana kadar huzurluyum. Yalnız kalmayı sevmezken aslında, yalnız kalmak için dakikaları hatta saniyeleri saydığını düşün. Birilerinin yanındayken boğuluyor gibi olduğunu. En çok anlaşamadığın insan kendinken en çok istediğin şeyin odaya kapanmak ve seni diğerlerinden ayırabilen tek şey olan kapıyı sıkıca kapattığını. Bir şeyler paylaşmak zorunda olmadığın zamanlar. Bütün gün iple çektiğin anlar. Şimdi kavuşuyorsun, kapıyı kapatıp sadece ağlıyorsun. Bunu ben yapıyorum, yine ben yapıyorum, yatağa kapanıp nedenini bilmeden ağlıyorum diye düşünüyorsun. Her gece yatmadan önce ağlamayan birinin seni anlamayacağını iyi biliyorsun.

...

Morrissey dinlemek ne kadar mantıklı bilmiyorum.

..







Gerçekten moralimi aşırı bozan bir şey olduğunda kimseye anlatamıyorum. Eğer böyle mideme ağrılar sokacak kadar büyükse ancak kendi ağzıma sıçıyorum hep. Eğer içimde tutmaya dayanamıyorsam da yazıyorum. Tabii ki buraya değil. Hatta belli bir yere bile değil. Aylar sonra bir kitabın arasından çıkıyor mesela, sonra hemen atıyorum. Ama işte kimseye anlatamıyorum. Birine anlatınca olduğundan da gerçek geliyor. Yüksek sesle söylemek, sanki yalan söylesen bile her şeyi doğruymuş gibi hissettiriyor.










bana öğretilen her şey,
bana önerilen her şey,
bana dayatılan yaşantı
işe yaramaz bir çöplük



ben sims 1993 den beri dünyanın en mutlu aynı zamanda en mutsuz bebeği

No comments :

Post a Comment