Burada da hiç merak etmeyeceğiniz fotoğraflar paylaşıyorum

Instagram

Friday, January 25, 2013

Gerçekleri ile gerekçeleri

M83-Farewell Goodbye






Bazen unutursun aradaki mesafeyi, yanındasın sanarsın. Uzatırsın elini, dokunmaya çalışır ama yapamazsın. O’na bir türlü dokunamazsın. Işte o zaman acır canın, en derinden. Unuttuğun o mesafe geri gelir birden. ‘Neden?’ dersin, ‘neden yanında değilim?’. 'Neden gitti?' Cevabın yoktur, beklemekten başka. Ve o an, canının en çok acıdığı o an sadece beklersin. O’na kavuşacağın o anın gelmesini sabırsızca beklersin. Bütün dini koşullar bir gün ona kavuşacağını gösterir, iyi çocuk olursan..


Her şey olup bittikten sonraki günü hatırlıyorum. Uzun zaman sonra yine aynı evde, yine aynı yatakta uyuyordum. Yine çirkin bir çarşamba günüydü üstelik temmuz sıcağı vardı ve ben yataktan kalkamayacak kadar yorgundum. Hem canın yanıyor hemde 40 derece cehennem sıcağında yorganın altında nefes alma çabaları veriyorsun düşünsene ÇILDIRIRSIN. Ben çıldırmadım, aklım bende değildi..

Yataktan hiç çıkmamanın verdiği dinginlik bütün bedenini kaplar,
hayat sana öyle bir koymuştur ki hareket etmeyi unutturmuştur sana.
Uyandığım sıralarda, ki bu sadece odaya giren biri olduğu için oluyordu, yanımdaki telefondan saate bakıp, arkamı dönüp tekrar uyuyordum. Geri kalan her şey fazlasıyla anlamsızdı. O kısacık uyandığımda gördüğüm tanıdık yüzler ağlamaktan kıpkırmızıydı. Domates gibi kıpkırmızı kadınlar, ağlaşıyorlar.
 O gün hep kıpkırmızıydı. 
Neden hepsi bana acınası gözlerle bakıyordu  ? Bana ne olmuştu ki herkes gelip sarılıp beni içine çekip  kafamı okşuyordu.



Çok değil  dört gün sonra,

BEN BİR ŞEYLERİ KAYBETMİŞİM odadan çıktığımda hissettiğim sahipsizliğim yüzüme bıçak gibi saplandı, biri eksikti hayatımda ve bu kez ağlamayı bırakamayan bendim.
Ne kadar çok ağladığımı hatırlıyorum. Ne kadar çok kustuğumu hatırlıyorum. Kimselere göstermeden ağlamamak için ne kadar çok nefessiz kaldığımı ve koşarak yorganın altında hıçkırarak ağladığımı. Ne kadar çok yorgun olduğumu, ne kadar sinirli olduğumu, ne kadar PİŞMAN, ne kadar umutsuz, ne kadar mutsuz. 

Ama bunların hiçbiri ne kadar yalnız olduğumu anladığım an kadar koymamıştı bana. Tahmin etmeye başladım o günden sonra hep yalnız kalacağımı..Bi başıma kaldığımı..

Bir sabah uyandım ve odadan çıkmaya karar verdim hayatımın her anında gücümü aldığım kaybetmekten en çok korktuğum kişinin artık sadece hayaliyle konuşabileceğim, ellerimi açıp neden diye isyan edebileceğim bir ruha dönüştüğü gerçeğiyle yüzleştim. Bu, her şeyin ne kadar kötü hale geldiğinin tek simgesiydi, kulağımdaki sesle beraber; hayatta en değer verdiğin ama asla ona hissetiremediğin şeyi kaybettin sen. 

Hastanenin soğuk koridorlarında en ufak bir umutla beklemeyi tercih edeceğim
umut denen şeye muhtaç kalacağım
Tek bir cümle söz için doktor kovalayacağım
15 yaşında ki hayal ettiğim benle alakası
YOKTU.


Şunu demek istiyorum ki YADIRGAMA şimdiki tavırlarımı ağzına sıçarım, ben çocuk kalmam gerekirken, en umursamaz en hoyrat günlerimi geçireceğim yıllarda yaşımın üzerine katlanan olgunlukta eskittim en değerli yıllarımı..

Buradaydın, tam burada.
Yanımda.
Kollarındaydım. Başım omzunda.
Ellerin saçımda dolanıyordu
Göbeğine kafamı koydum.
Kulağıma fısıldıyordun,
‘bir gün yeniden aslan kral oynayacağız’ diye.
Gülümsüyordun.
Hayalimin bu olduğunu biliyordun, hayalim olduğunu da.
Nefesini çekiyordum içime, nefesimi çekiyordun içine.
Sen buradaydın dün gece.
YİNE
Rüyamda.


Kaçtım.Yine bitti bir gün. Akşam oldu ve ben yatağıma yattım. Yapayalnız. Yine. Bu kez başka şehirde. Senin bana aldığın yatakta değil. Gözlerimi kapattım, düşündüm. Hep seni düşündüm. Her gece olduğu gibi. Sen yine yoktun. Ben yine yalnız uyudum. Rüyalarımda geldin yanıma, ellerimi tuttun.

Sabah oldu. Gözlerimi açtım. Yalnız.
Ve sen yine yok oldun.


ve anladım ki..

Gülüp eğlenmek değilmiş mutlu olmak. Gezip tozmak değilmiş. Özgür olmak değilmiş. Kalabalıklar değilmiş. Yalnız kalmamak değilmiş mutlu olmak. Istediğin bir şehirde olmak, kolayca yaşamak değilmiş

Aşk değilmiş mutlu olmak. Para değilmiş.

Mutlu olmak birlikte olmakmış. Kendini ilk bulduğun aile ile birlikte son bulmakmış. Yanında yalnızca O’nların olduğunu bilmekmiş. Bir göz odanın içinde dönüp durmakmış bazen mutlu olmak. Bazen bütün gün evin içinde oturmakmış. Çölün kralları belgeselini izlmek ya da bulmaca doldurmakmış. Bazen gecenin bir yarısı apartman köşelerinde ağlamakmış. Okulu kırıp sokaklarda boş boş yürümekmiş mutlu olmak. Bazen haykırarak ağlarken “gel, DÖN”  diyebilmekmiş. O’nun hiç düşünmeden yanına koşmasıymış mutlu olmak. Birlikte ağlamkmış ailecek. Kendinden belki de otuz yaş büyük bir kadınla dertleşmekmiş bazen. Annenin sırtını sıvazlamakmış. Gün saymakmış mutlu olmak. Cennette buluşmayı dilemekmiş her gece. Isyan etmekmiş bazen. Gülmeyi unutmakmş kimi zaman, kimi zaman uykularının kaçmasıymış.

Mutlu olmak bazen bilmemekmiş. Önünü görememekmiş. Çaresizlikmiş bazen de.

Her şeyi yaşamakmış mutlu olmak. Atlatabilmekmiş.

Mutlu olmak zormuş. Mutlu olmak, mutsuz olduğunu sanmakmış meğer. Mutsuz olmakmış belki de.

Mutlu olmak, O’nunla olmakmış. O kimmiymiş, aileni aratmayan aşkınmış.

Mutlu olmak, kendini ilk bulduğun aile ile birlikte sonsuza kadar gitmekmiş

Ailene sahip çıkmakmış..





Babama hala sahip çıkabildiğim için herkesten özelim,


Dünya çok daha hızlı dönsün, günler çok daha kısa olsun, saatler çok daha hızlı geçsin ve ben bir an önce O’na sarılayım istiyorum.


Hepsi bu.


No comments :

Post a Comment