Bir insanı hayatınızda muhafaza etmek istiyorsanız onu az düşünmeyi öğrenmek zorundasınız. Bilirsiniz, en büyük hataları en sevdiklerimize yaparız, beceriksizlerimizi de onlar görür. Çok düşündüğümüzde çok beceriksizleşiriz. Üzerine titremek, titriyor da olmaktır aynı zamanda. Bunu biliyordum
İşler ters gidebiliyor bazen. Mesela bir insanın hayatınızdaki yeri sorunsalı bütün düşünce sisteminizi kurcalıyor olabilir. Çözümler arıyor olabilirsiniz. Sonuçta onun kim olduğunu bilmezseniz ona nasıl davranacağınız konusunda büyük çekinceler yaşayabilirsiniz. Yerinizi bilemezseniz hiç olmadık yerde hiç beklenmedik şeyler yapıp kendi sesinizin yankılarından utanabilirsiniz. Bütün o duyguları bir kenara bırakıp mantıklı olma vakti mi geliyor? Onu da abartmamak lazım, mantık da yapma bir şey netice itibariyle. Bunu da tahmin ediyordum.
BİZ aslında onunla tanışmadık.
Belki seviyoruz
Belki sevmiyoruz
Yüksek ihtimal göz teması kurmadıgı birini sevmez
Diyelim ki
BİZ aslında onunla tanışmadık.
Belki seviyoruz
Belki sevmiyoruz
Yüksek ihtimal göz teması kurmadıgı birini sevmez
Diyelim ki
Madem sevmiyor, niye beni hayatının bir köşesinde tutuyor?
Niye izin vermiyor onunla konuşmamama. Batırdık bitti işte. Ne olacak ki ben olmasam? Neden hayatından çıkarmıyor beni. Neden benim çıkarmama laf etmiyor, geri dönsem olduğu gibi kabul ediyor, gidecek gibi olsam onun üzüleceğini hissediyorum bu kez?
Madem üzüleceğim, niye seviyorum . Madem aramız bozulacak, niye duygularım o yöne gidiyor? Sanki yıllardır varmış gibi. Hani insanlar içten içe kendi çıkarlarını düşünerek davranırlarmış ya, benim çıkarım ne bu işten?
Madem sevmiyor, niye ben seviyorum o halde. Bağımlılık gibi. Zaten insan kendini sevmemeye bu kadar meyilliyken;sevilmek insana “Evet o seviyorsa ben de kendimi sevebilirim” diyebilme gücünü verirken, tam aksi durum kendini sevmemesi için gerekçe verirken; ben niye bu gerekçeleri toplayıp defolup gidemiyorum .
O susunca niye en yakın arkadaşımı kaybetmişim gibi hissediyorum .
Madem onu düşünmemi sevmiyor, niye sevmiyor ?
Çıkamıyorum bu işin içinden.
Soruyorlar mesela, “Ne yapacağına karar verdin mi? Konuşacak mısın onunla?”, “Yok,” diyorsun “oluruna bıraktım” ama o işler öyle dönmüyor işte. Durmadan düşünüp bir çözüm bulmaya çalışıyorsun, kendince bir şey buluyorsun da sonra, sonra yine düşünüyorsun, sonucu tartıyorsun BATIYORSUN.
Unutuyorsun tüm koşulların senin düşünce sistemin kadar katı olmadığını, duruma göre esneyemiyor senin bulduğun şu “sonuç”. Her şeyi çözdüm zannederken çözmekten ziyade sikmişsin durumu farkında değilsin. Çok düşündüğünden oluyor bunlar, az düşünsen olmazdı filan. Bunu da biliyordum.
yaşıyorum yani.
Çok kontrol etmeye çalışmaktan oluyor bence hep bunlar
Berbat mı hissediyorum? Onunla hiç konuşmamam gerekirken “Sıçtım batırdım, içimden bir ses onunla konuşmam gerek diyor ama konuşursam her şey mahvolur” diyorum. Herkes bana “Hayır konuşma, her şeyi daha da berbat edeceksin” diyecektir. Ama ben ona karşı susunca içimde deli gibi bir huzursuzluk hissediyorum. Hiçbir şeyi düzeltmeyeceğini bilsem de bir şeyler yapmak istiyorum onun için yoksa pişman olacakmışım gibi. Sanki konuşmazsam her şey mahvolur, ama konuşarak boşa kürek çekecekmişim gibi. Beni kendimle çeliştiriyor.
İnsanlar bana “Susman daha iyi” diyecektir. “Susmazsan sıçarsın simge”
Saçmalasam bile konuşmak daha iyi o an susmaktan. Susmam! Ben zaten sıçmışım. Bari o anı çabucak bitireyim. Susmaya çalışacağım diye kendime eziyet etmem. Susmak dünyanın en zor eylemlerinden biridir zaten. Konuşurum, her şeyi mahvederim ve geçmesini beklerim.
bunu farkettiğim günden beri ona kızıp gidemiyorum.
sonra yoklugunda zorlanıyorum falan.

No comments :
Post a Comment